Tribün Terörü ve Bir Yasam Biçimi: HOLIGANIZM
Son yıllarda futbol kamuoyunun gündemini sık sık meşguleden bir konu var: Tribün Terörü: Holiganizm. Aslında her zaman var olan bu olgu, son günlerde yine gündemi meşgul etmeye başladı. Tribünlerde istenmeyen görüntülere neden olan holiganistik davranışlar birçok maçın seyircisiz oynanmasına neden oldu ve olmaya devam ediyor. Peki nedir bu Holiganizm? Holiganizm kavramını daha net anlayabilmek için bu kelimeyi ve taraftarlık kelimesini biraz irdelemek gerekir. Eski İngiliz şarkılarında sözü edilen ve düğünlerde çok gürültü ve olay çıkaran huysuz bir İrlandalı aile, "hooligan" adıyla anılıyor. Gittiği ortamı dağıtan, içkici, şamatacı, haşarı bir karakteri anlatan bir kavram. Holiganizm'in modern zamanlardaki anlamı "spor terörizmi". Başka bir tanımla: Taraftarı olunan takıma hissedilen gönülden bağlılıkla pek ilgisi olmadan, sporu şiddet yaratmaya alet etme amaçlı tutum.
Taraftarlık kelimesi ise mana itibariyle şöyledir: Taraf olma; yani bir şeyden, bir görüşten, düşünceden ya da birinden yana olma, ondan yana saf tutma. Bu olgu pek çok sosyo-kültürel yönü ile ülke insanının karekteristik yapısına son derece uygun bir davranış şeklinin sonucu oluşan bir gerçektir.
Peki, bu holiganlar kimlerden oluşuyor? İngiltere'de bu konuda binlerce araştırma yapıldı. Örneğin Aberdeen Üniversitesi öğretim üyelerinden Richard Giulianotti, holiganların etnografik kökenlerine indiği araştırmasında sorunun, kentlerdeki diğer sosyal çelişkiler ile spor alanındaki rekabetin iç içe geçtiği bir sarmal halinde başgösterdiğine işaret etti. Giulianotti'ye göre, genç gruplar arasında son derece karmaşık sosyal kökenleri bulunan, hem siyasi hem sosyal arka planı olan bir "Teritoryalizm" yani alan paylaşımı ve sahiplenmesi güdüsü de holiganizmi besleyen faktörlerden biri.
Futbol İngilizler tarafından icat edildiğinden beri çoğu insanın sevdiği bir spor haline geldi.Geçmiş yıllarda bu sporu hemen herkes severdi. Hafta sonlarında futbol maçlarını izlemek uzunca bir süre insanların önde gelen hobileri arasında yerini aldı. Ancak son zamanlardaki olaylar, küfürler ve de maç esnasında tribünlerde yaşanan tatsızlıklar maçlara gitmeyi neredeyse bir işkence haline dönüştürdü. Bu tip karmaşaların ve olayların tek bir nedeni var: Holiganizm. Maalesef bu sözcükteki tanıma tıpa tıp uyan binlerce insanıdünyanın dört bir yanında görmek mümkün. Şaşırtıcı bir biçimde bu tanımdaki karakterlerle bire bir örtüşen kişilerin en çok bulundukları ülke İngiltere yani futbolun beşiği olarak beyinlere kazınan yer. Bazı kaynaklar holiganizmin İngiltere'den evvel İskoçya'da başladığınısöylüyor. Buradaki Celtics - Rangers derbi maçlarından önce ve sonra taraftarlar arasındaki kavgalar holiganizmin ilk örnekleri olarak gösteriliyor.
Holiganların maçlara gelirken tek bir amaçları vardır: Kavga, olay çıkarmak. Holiganizm karşılıklı önyargı ve düşmanlıklardan beslenen sosyo-kültürel bir süreç olarak kabul ediliyor. Bu düşmanlıklar sporda iki rakip takımın taraftarları arasında baş gösteriyor. Genellikle de ufak bir kıvılcım olayların çıkması için yeterli oluyor. Hatta holiganlar çoğunlukla kıvılcıma bile ihtiyaç duymuyor, emellerine ulaşmak için uygun zemini buldukları an harekete geçiyorlar.
Geçmişte, Galatasaray-Leeds United maçı öncesinde yaşanan olaylar hafızalardaki yerini tüm tazeliğiyle koruyor. Bilindiği gibi maçtan bir gece evvel bazı İngiliz taraftarlar (holiganlar) Taksim'de içkinin de verdiği tesirle sağa sola sataşmaya başlamışlardı. Terbiye sınırlarını zorlayan davranış biçimleri sergileyip Türk bayrağına karşı olmayacak saygısızlıklar yapmışlardı. Bir grup Türk de kendilerini daha fazla tutamayarak zil zurna sarhoş olan ingilizlerle kavga etmeye başlamışlardı. Yumruklar, sopalar derken ortaya bıçaklar çıkmış ve ne yazık ki o gece iki İngiliz vatandaşı hayatlarını kaybetmişlerdi. Leeds United kulubü, kendilerinin bu taraftarlarla bir ilişkisi olmadığını belirtmiş, onların biletleri bile olmayan holiganlar olduklarını ve de tek amaçlarının olay çıkarmak olduğunu tüm dünyaya duyurmuştur. Bu olay dünya basınında geniş yankı uyandırmıştı. Daha çok İngiliz holiganların suçu olan bir olayda, Türkler terörist ve holigan olarak görülmeye başlanmıştı. Aslında biz bu tür kavga sahnelerine derbi maçlarımızdan alışığız. Televizyonlarda Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarlarının gaza gelerek, sadece kavga etmek için birbirlerine taş ve sopalarla saldırdıklarına şahit olduk yıllarca. Fakat dünyada yaşanmış olaylara baktığımızda Türkiye'de yaşananlar küçük çaplı olaylar olarak durmaktalar.
STRATEJİ|MORI 'nin 2000 ve 2001 Mayıs aylarında Türk insanının spora ve özellikle de futbola olan bu ilgisinin analiz edilmesine yardımcı olması amacı ile yaptığı "Türkiye'de Taraftarlık Eğilimleri Araştırması" verilerine göre ülkemizde durum sanıldığı kadar kötü olmamakla beraber taraftarlık anlayışı holiganizm boyutuna varmadan engellenmesi gereken bir olgu olarak karşımızda durmaktadır.
STRATEJİ|MORI 'nin "Türkiye'de Taraftarlık Eğilimleri Araştırması" 'na daha yakından bir göz atalım. Maçta kavgayakarıştınız mı? sorusuna "Evet" diyenler %4 'tür. Yani maça giden her 100 kişiden 4'ü bir kavgaya karışmış durumda. "Maçta nadiren de olsa küfürlü tezahüratta bulunurum" diyenlerin oranı %16 'ya çıkmaktadır. Bu sonuçlar da göstermektedir ki Türk futbol seyircisinin büyük çoğunluğu sağduyu ile hareket etmektedir. Türk futbol seyircisinin holiganizmin kıvılcımları olarak adlandırabileceğimiz davranışları diğer ülkelere kıyasla çok azdır ama bu kendi başına sevinilecek bir durum değildir. Türkiye'de olaylara karışan kişileri eğitimi yetersiz, iş ve sosyal güvenliği olmayan kişiler olarak lanse etmek işin kolayına kaçmak olacaktır. Bu konuda son derece kapsamlı toplumsal araştırmalara gerek vardır. STRATEJİ|MORI 'nin çalışması bu detaylara inilecek kadar büyük çaplı araştırmalar yapılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu konuda top artık Türkiye Futbol Federasyonu, Kulüpler Birliği, Spor Medyası ile Türkiye'de çok etkin olmayan futbolcu ve taraftar derneklerindedir.
Yıllardır süren mücadeleler sonunda bir türlü gelmeyen şampiyonluklar, beceriksiz olmakla suçlanan kulüp yönetimlerine olan kızgınlıklar, spor yazarlığını üstünde taraftarı olduğu kulübün forması ile yapmayı gazetecilik ile karıştıran amigo yazarlar özellikle de ezeli rakip olan kulüp taraftarlarının saflarını, daha da keskinleştirmelerine neden oldu. Samimi arkadaşlar arasında eskiden derbi maçlarının ardından yenilen takım ile ilgili yapılan espriler de boyut değiştirerek kitleselleşti. Artık yenilen takımın taraftarları galip gelen takımın taraftarlarının gazetelere gönderdiği cenaze ilanlı yazıları okuyor, mail zincirleri haline gelen alaylı animasyonlara muhatap oluyor. Yakın arkadaşının kendisi ile dalga geçmesine bile sinirlenenler hiç tanımadıkları insanlardan gelen bu mailleri gördükçe sinirini ikiye, üçe katlıyor. TV ekranlarında kulüp yöneticilerinin tahrik edici konuşmaları, stadyumlarda ise içinde futbolcu ve hakemlerin yatak odalarına kadar uzanan küfürlü tezahüratlar, bu safların daha da keskinleşmesi sürecini hızlandırmış oldu. Yıllardan beri ekonomik sıkıntılarla boğuşmaktan yorgun düşmüş ülke insanının teselliyi tribünlerde arar bir şekilde stadyumları doldurması, koro halinde hakemlere ve rakip takıma yapılan küfürler birer toplu deşarj örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dünya'da, özellikle de Avrupa'da son derece sevilen bir spor dalı olan futbol, tribünleri dolduran seyircilerden bir bölümüne hakim olmakta oldukça zorlanmaktadır. Amacı paylaşmak ve yarışmaktan çok ötelere geçen ve profesyonel bir meslek olarak Futbolculuk meslek sahipleri ve diğer etkilediği alanlara çok iyi maddi yarar sağlayan bir endüstri bir bilim olma yolunda hızla ilerlemektedir. Bu endüstri bir taraftan kendi piyasasını ve kurallarını yaratırken milyarlarca dolarları havalarda uçuşturan apayrı bir dünya ve kendine has bir dil yaratmıştır. Pek çok olaylı futbol maçına sahne olan Avrupa ülkeleri bu sportmenliğe aykırı fikir ve davranışla etkin mücadele için son derece sıkı çalışmalar yapmaktadır. Fair Play bu amaçla ortaya atılmış ve son derece de yararlı bir uygulama olarak karşımızdadır. Ancak tüm iyi niyetli çabalara rağmen sporda özellikle de futbolda hala dünyanın her yerinde şiddet ve holiganizm kontrol altına alınamamıştır. Genel olarak holiganizmin üç evreden oluştuğundan bahsedilebilir. Birinci evre, hakemler ve oyuncular arasında yaşanan ve daha seyrek olan şiddettir. İkinci evre ise, şiddetin birinci evreye göre daha arttığı, taraftarlar arasında ve polis ile diğer güvenlik görevlilerine karşı yaşanan stadyum içerisindeki şiddet evresidir. Son evre, stadyum dışarısına taşan ve şiddetin iyiden iyiye tırmandığı evredir.
ELYADAL (Eleştirel Yaratıcı Düşünme ve Davranış Araştırmaları Laboratuvarı) 'nın "Futbolda Şiddet ve Fanatizm" konulu bir araştırması mevcuttur. Toplam 437 katılımcıdan alınan bilgilere göre; her 100 kişiden 18'i sözel, 8'i de fiziksel şiddet uyguladığını, bunun yanı sıra her 100 kişiden 13' ü de kavgaya karıştığını söylüyor. Ayrıca, yine her 100 kişiden 22'si sözel olarak, 9'u da fiziksel olarak şiddete maruz kaldıklarını ileri sürüyorlar. Yaklaşık her 3 futbol seyircisinden 1'inin şu veya bu şeklide şiddete maruz kalması dikkate alınması gereken bir orandır.
ELYADAL 'ın yaptığı çalışmada katılımcılardan futbolda yaşanan şiddet olaylarından hangi kesim ya da kesimleri sorumlu tuttuklarına yönelik bilgi istenmiştir. Şiddet olaylarının sorumlusu olarak ilk sırada yüzde 68.6'yla medya gösterilmiş, ardından yüzde 63.8'le taraftarlar, yüzde 52.4'le futbol kulüplerinin yönetimleri, yüzde 46.9'la amigolar, yüzde 30.4'le güvenlik güçleri, yüzde 16.7'yle futbol oyuncuları, yüzde 16.5'le hakemler ve yüzde 6.2'yle de teknik kadro sıralanmıştır. Medyanın ve kulüp yönetimlerinin şiddetin sorumlusu olarak algılanması gerçekten dikkat çekici ve galiba şimdi araştırılması gereken de bu algının ne kadar gerçek olduğu.
Futbolda yaşanan şiddet olaylarının nedeni olarak toplam 46 farklı neden belirtiliyor. Katılımcılara göre en önemli neden, Türkiye'deki eğitim seviyesi. Katılımcıların yüzde 14.66'sı, Türkiye'deki eğitim seviyesinin oldukça düşük olduğunu ve futbolda yaşanan şiddet olaylarının da bu eğitimsizlikten ileri geldiğini öne sürüyorlar. Yüzde 7.92'lik bir oran da, insanların gündelik yaşamlarındaki sıkıntıları ve karşılaştıkları zorluklar nedeniyle deşarj olma ihtiyacı duyduklarını ve bu nedenle futbolda holiganizmin ortaya çıktığını iddia ediyor. Araştırmaya katılan her 100 kişiden 7'si, holiganizmin nedeni olarak kulüp yöneticilerine atıfta bulunuyor. Bunun yanı sıra, ülkedeki dengesiz gelir dağılımı ve düşük gelir düzeyi de diğer bir neden olarak ortaya çıkıyor. İnsanlar, düşük gelir düzeyi nedeniyle çatışmaların yaşandığını ve yaşanan bu çatışmaların da futbol sahalarına taşındığını ve hatta futbol sahalarının dışına kadar taştığını belirtiyorlar (yüzde 6.16). Kitle psikolojisinin, kendini bir grupla birlikte ifade etmenin ve kendini o grupla özdeşleştirmenin, bununla ilintili olarak pekişen ait olma duygusunun da söz konusu soruna neden olduğunun altı çiziliyor (yüzde 5.92).
Terör Yönetimi Kuramı, insanın, ölümlü olduğu bilgisinin farkında olmasının, onun davranışlarında yönlendirici bir etkisi olduğunu vurgular. Bir takımın taraftarı olmak, hele hele fanatik bir taraftarı olmak, kuvvetli bir kültürel dünya görüşü örneğidir. Çünkü, fanatik olan bir kişi için" A taraftarı olmak" sadece bir etiket değil çoğu zaman da yaşam biçimidir. Kendi yaşam şeklini, tarzını, anlamını "A taraftarı olmak" ile tanımlayan ve bunu kendi kimliği haline getiren kişinin, TYK (terör yönetimi kuramı) açısından amacı, ölümlülük bilgisinin yarattığı korku (terör) ile başetmektir. Bu konuda yapılan pek çok deneysel çalışmanın ışığı altında ölümlülük bilgisinin yarattığı korkunun kişiyi kendi dünya görüşüne (taraftarlık) gitgide daha çok bağladığını söylememiz yanlış olmayacaktır. Bu nedenle, pek de bilinçli olmadan, bulduğu bu korunağı tehdit edecek diğer dünya görüşlerine ("B taraftarı olmak") karşı savunmada olacak ve mümkün olduğunda da yok etmeye çalışacaktır. Yok etmeye yönelik bu istek bazen sembolik bazen de gerçek olabilir.
20 Kasım 2004 tarihinde oynanan Trabzonspor - Fenerbahçe maçı sembolik yok edişin iyi bir örneği oldu. Takımları önce 1-0 sonra da 2-0 yenik duruma düşünce, Trabzonsporlu bazı taraftarlar, Fenerbahçe formalarını ve bayraklarını yaktılar, sahanın bayrak direğinden Fenerbahçe bayrağını indirdiler. Çünkü kendilerini tanımladıkları, kimlik olarak kabul ettikleri ve artık dünya görüşlerinin temelini oluşturan "Trabzonsporlu kimliği" bir başka kimlik tarafından tehdit ediliyordu. Kendi kültürel dünya görüşlerini değiştirmektense, diğerini yok etmeye çalışmak amacıyla o kültürü, yani "Fenerbahçeli kimliği" 'ni, temsil eden sembolleri (bayrak, forma vb.) yok etmeye çalıştılar. Bu, çok olumsuz ve istenmeyen bir davranış olmasına rağmen, gerçekten de çok işlevsel çünkü sembolleri yok ederek, o sembollerin temsil ettiği kültürel dünya görüşüne de zarar vererek, kendi dünya görüşünü güçlü kılmış oluyorsunuz ve ek olarak rakip kültürün zarar görebileceğini de en azından kendinize ispatlamış oluyorsunuz. Daha fazla enerji gerektirmesine ve çoğu zaman da yasalara aykırı olmasına rağmen bu tür davranışların, "Rakip kültür (takım) kesinlikle bizden daha iyi." gibi bir cümle kurmaktan daha kolay olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.
Beşiktaş - Çaykur Rizespor maçındaki cinayet zanlısının kullandığı çakının üzerinde kartal arması olması oldukça anlamlı. Kartal armalı bu bıçağı, aslında kendisiyle aynı kültürel dünya görüşünün parçası olan, kendisi gibi başka bir Beşiktaş taraftarına yöneltmesi oldukça ilginç ama anlaşılmaz değil. Fanatik derecede taraftar kimliğine sahip iki insanın, kendi kimliklerini oluşturan takımları yenik durumdayken, yaşadıkları öfke, kızgınlık ve korkuyu, hele bir de rakip taraftarların sayısı çok az ve rakip gerçek bir kültürel tehdit değilken, birbirilerine yöneltmeleri olası. Bu iki genç, yanyana geçip gidebilirler ve böyle bir olay hiç yaşanmayabilirdi ancak herhangi bir nedenle ikisi arasında bir sürtüşme olduğu andan itibaren yaşanan öfke ve korkunun yön değiştirmesi için fazlaca bir ek gayrete gerek kalmayacaktır.
Çözüm yolları
"Futbolda Şiddet ve Fanatizm" konulu araştırmada, az önce de belirtildiği gibi 46 farklı nedenin ortaya çıkarılmasının yanı sıra, toplam 36 farklı çözüm önerisi de belirlendi. Katılımcıların yüzde 16.67'si, öncelikle medya çalışanlarının, kulüp yöneticilerinin, amigoların, güvenlik görevlilerinin ve futbolcuların bilinçlenmesinin futboldaki şiddet olaylarının önüne geçeceğini iddia ediyorlar. Konuyla ilgili etkin ve caydırıcı yasal önlemlerin alınması ise en çok önem verilen diğer çözüm yolu olarak belirtiliyor. Her 100 kişiden 15'i, konuyla ilgili gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekliliğini vurguluyor. Futbolda şiddet olaylarının nedeni olarak görülen eğitim seviyesinin yükseltilmesine yönelik çalışmaların da sorunun çözümünde etkin bir rol oynayacağı (yüzde 12.44), bunun yanı sıra toplumun genelinin bilinç seviyesinde olacak bir artışın da çözüm getirebileceği belirtiliyor (yüzde 7.28). Tüm bunların yanı sıra sporun bir kavga konusu olmadığının vurgulanması, kulüp yöneticilerinin kışkırtmalarına engel olmak, medya aracılığıyla halkı eğitmek, ekonomik durumun düzeltilmesi, spor eğitimi gibi maddeler de, katılımcıların çözüm önerileri arasında. Bütün bu önlem önerilerine rağmen, hatta belki de bu önerilere inat, holiganizmin bir yaşam tarzı olduğunu ve bu nedenle engellenmesinin imkansızlığını düşünen insanların sayısı hiç de az değil.
ALINTIDIR...