1994’de Amerika’da kaçırılan penaltıdan sonra bir efsanenin dönemi kapanmaya başlamış, İtalya yeni ilahını aramaya başlamıştı. Bir penaltı ile kapanan Baggio dönemine yeni alternatifler aranırken# arananın çok uzakta olmadığı da bir gerçekti. Kimine göre bu isim Del Piero iken, kimine göre ise bu isim İtalya’nın tam merkezindeydi. Bu genç yeteneğin adını tahmin etmekte zorlanmamışsınızdır: Francesco Totti.
27 Eylül 1976, Porta Metronia doğumlu olan Francesco, futbola 1984’de Fortituda kulübünde başladı. Çoğu ailenin aksine Enzo-Fiorella çifti Francesco’nun futbol oynamasını desteklemişlerdir. Çünkü 7 kuşak Roma’lı olan bu aile bir işçi ailesidir ve belki de Francesco hem onlar hem de kendi hayatı için bir kurtuluş anahtarıdır.
Nitekim onların yanılmadığı yıllar sonra tüm dünyanın önünde de kanıtlanmış oldu. Roma’nın gelecekteki efsanesi artık sahalardaydı. 1989 yılında, henüz daha 13 yaşındayken Roma’nın minik takımına transfer olarak ona güvenenlerin yüzünü kara çıkarmadı. ’93 senesinde - 28 Mart’ta Brescia maçında ilk kez Roma forması giydi. Artık hayalleri gerçekleşiyordu. Hayalleri gerçekleşiyordu çünkü odasının duvarlarını süsleyen Guiseppe Gianni’nin efsane olduğu takımda oynamaya başlamıştı. Zaten, Francesco’nun Gianni sevdası yüzünden Milan onu transfer edememiş, Francesco Roma’yı tercih etmişti. 1995 Avrupa 18 Yaş Altı Şampiyonasında, finalde İspanya ağlarını havalandırmasına rağmen kupanın İspanya’ya gitmesini engelleyememişti. 1996’da Roma’dan Carlos Bianchi ile ters düştüğü için ayrılmak istemiş fakat Bianchi’nin takımdan kovulmasıyla ayrılmaktan vazgeçmişti.
Guiseppe Gianni’nin Totti’yi veliaht olarak ilan etmesinden sonra “Küçük Prens” lakabını almış, 1998 senesinde de Belçika maçı ile ilk kez İtalya formasını giymiştir. En önemli çıkışlarını da bu dönemde yaşamaya başladı zaten. 2000’de Avrupa Şampiyonası’nda dikkatleri iyice üzerine çekerek İtalya’nın yeni 10 numarasının Roma’dan çıktığını kanıtlamıştı. Fakat final maçının son dakikalarında Wiltord’un attığı golle maç uzamış, daha sonra uzatmalarda Trezeguet’nin attığı golle kupayı ellerinden kaçırmışlardı. 2000 yazı yarım saat içinde bir rüyadan kabusa dönüşmüştü Totti için. Turnuvada attığı penaltı ise anlatılamaz sadece yaşanabilir lafının kullanıldığı bir olaydı. 01-02 sezonunda Fabio Capello önderliğinde gelen şampiyonluğun ardından iyice sivrilen Totti, 2002 Dünya Kupası’nda adeta yokları oynamış, 2.turda Güney Kore maçında kırmızı kart görerek İtalya’nın elenmesinde önemli bir rol sahibi olmuştu. Milli takım kariyerine 2006 Dünya Kupası’nda son veren Francesco, vedasını hepimizin de bildiği gibi milli formayla yaşayabileceği en büyük başarıyla yaptı.
06 - 07 sezonunda Juventus, Milan ve Fiorentina’nın Serie A’da iddiasız kalmasından sonra Totti, inanılmaz bir çıkışa geçti ve şampiyonluk için takımı adına goller atarak bu yolda büyük katkılar yapmaya başladı. Her golden sonra sevinirken parmağını emmesini ise yeni doğan oğlu için yaptığı da biliniyor. Tenis ve Ferrari, Francesco’nun vazgeçilmezleri.
Kimi zaman gereksiz agresiflikleriyle anılan Totti, her şeye rağmen gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerden biri. Kendini sadece Roma’ya adaması ise O’nun özüne ne kadar sahip çıktığının göstergesi adeta. Ruhunu Roma’ya adayan bu ‘Gladyatörü’ daha çok seyretmek dileğiyle...
ALINTIDIR...