Collettivo Autonomo...
1978 yılının bahar aylarında Ultras Viola’nın yeni oluşumu sırasında bazı taraftarlar, mevcut oluşumun takımı destekleme yolunda yeterli olmadığını ileri sürerek tavırlarını koydular. Bu durumdan birkaç gün sonra da Ultras organizasyonundan çıkan bu taraftarlar Independent Collectivo Viola grubunu kurdular. Ancak her yeni kurulan grup gibi, ilk adımlar sancılı geçti. Grup Curva Ferrovia ( tren yolu)’da konuşlanmak istedi. Ancak kıdem gereği daha önce kurulan grupların itirazı ile karşılaştılar ve Curva Fiesole’nin alt kısmına yerleştiler.
Grubun isminde bulunan Autonomo (bağımsız) kelimesinin de bir nedeni vardı. Çünkü grup Ultras oluşumundan ayrılarak vücut bulduğu için diğer taraftarların oluşturduğu koordinasyon grubuna dahil değildi. Ve bu durum o zamanlar İtalya’da çok sevilmezdi.
O sezonki Verona deplasmanında Collettivo Autonomo Viola pankartının yanına bir de Curva Fiesole pankartı yerleştirildi. Fiorentina’nın ilk amblemi de pankartta yerini almıştı. Bu pankart İtalya tribünlerinde yerini alacak en eski ve en güzel pankartlardan biri olacaktı.
Ancak kendi yollarında çizdikleri tavır, takındıkları tutum, diğer gruplarla problemler yaşayacaklarının vazgeçilmez kanıtı idi. Sonunda büyük bir kavga ile sonlanan bu süreçte, Collettivo daha çok taraftarı yanına toplamayı başardı ve Curva Fiesole’de artık pankartları en ortada yer almaktaydı. Collettivo’nun pankartı birkaç kez tasarım değişikliğinden geçerken, en son halini almakta gecikmedi. Grubun basılan ve satışa sunulan ilk atkılarında bulunan “Kızılderili” sembolü artık grubun nihai amblemi olacaktı.
Fiorentina curvasındaki diğer gruplarla olan görüş ayrılıkları ve kavgaları ile ilgili olan durumda ise, artık tüm curva tarafından yavaş yavaş saygı kazanmaya başlamışlardı. Collettivo Fiesole’yi eline geçirmeye başlamıştı artık.
Klüpte ise bu yıllarda köklü değişiklikler yapılmaya başlandı. Pontello ailesinin gelmesiyle Fiorentina kadrosu 1981 yılından itibaren daha yarışan bir takım olmaya başladı. Hedefler artık daha büyüktü ve bu hedefler doğrultusunda taraftarın da büyümesi, kendini geliştirmesi ve yeni yapılanmalar içinde bulunması kaçınılmaz sondu. Collettivo bu fırsatı çok iyi değerlendirdi. Artık taraftar sayısını artıran Collettivo deplasmanlarda Fiorentina için çekinmeden kavgalara da tutuşmaktaydı. O yıllarda Cesena, Ascoli, Torino ve Cagliari tribünleriyle şiddetli kavgalara tutuştular.
Ancak Fiorentina takımı sahada iyi gitmiyordu. Bu durum bir yana, artık düşmanları artmıştı Fiorentina curvasının. Pisa ve Genoa taraftarlarıyla olan büyük olaylar kötü bir durumun sanki habercisi gibiydi ve 1983 yılındaki Fiorentina-Roma maçındaki olaylarda Ultras grubunun lideri öldürüldü. Bu durumda en eski grup Ultras artık çobansız bir sürü gibiydi ve Collettivo bu trajik olaydan sonra resmen Fiorentina Curva Fiesole’sinde tek hakim olacaktı. 1983 senesinden sonra Fiorentina tribünleri denince akla artık “Kızılderili” Collettivo gelecekti. Onlar kraldı artık.
Fiorentina takımındaki gelişim süreci de aynı zamanda paralellik göstermekte idi. Daha sonra Collettivo içindeki bir grup, Alcool Campi adında ufak bir topluluk kurdular ve kendi pankartlarını asmaya, kendi materyallerini yapıp satmaya başladılar ancak her türlü organizasyon ve kararda Collettivo’ya sadık ve bağımlı idiler. Bir nevi küçük kardeş gibiydiler. Ancak bu yıllar, Curva Fiesole’de bağımsızlık rüzgarlarının estiği yıllardı. Bir başka anlaşmazlığa düşen grup da Giovani della Fiesole adıyla kuruldu, ama ömürleri beklenenden kısa olacaktı.
Bu gelişmelerden sonra Collettivo krallığını iyice sağlamlaştırması gerektiğini düşünerek, Curva’nın tam orta noktasına yerleşti. Bu yıllarda gerçekleşecek bir diğer önemli durum da, ilk güzel koreografiye imza atmalarıdır. 1985-86 sezonundaki Fiorentina-Bari mücadelesinde, ilk koreografi gerçekleştirildi. Tüm Curva Fiesole sanki bir menekşe tarlası gibiydi.
Bu yıllarda Collettivo için unutulmaz olaylardan biri çok büyük kavgaların çıktığı Cesena deplasmanı ve o zamanlar Fiorentina’nın bayrak futbolcusu olan Giancarlo Antognoni’nin bir taraftar gibi olması.Bu da zaten bir oyuncu ile taraftar arasında hastalık derecesine varan bağın nasıl olduğunun iyi bir göstergesi. Tıpkı Maldini-Milan, Bergomi-Inter ve Totti-Roma örneklerinde olduğu gibi.
Daha sonra ise 80li yılların sonuna gelirken, Collettivo bu gereksinimini karşılayacak yeni bir aday bulur; Roberto Baggio. Tüm Curva için kendisi Antognoni’nin yegane mirasçısı olacaktı. Buna çok güveniyorlardı. Hatta bazı ileri gelen grup üyeleri için bir futbolcu olmaktan çıkmış, dışarıda beraber zaman geçirdikleri arkadaşları da Baggio olmuştu.
Buna ek olarak kurulan takım da uzun zaman sonra tribünlere galibiyetler veriyor ve 1988-89 sezonu sonunda UEFA Kupası için yeterli sıralama ligde elde ediliyordu. Bu sezon ayrıca Alcool Campi grubunun kendini feshetmesi ile de hafızalarda yerini alıyordu. Bolognalı taraftarları karşılayıp, dövmeye giden grup üyeleri hızlarını alamamış ve trene molotof kokteylleri atmıştı. Sonuçta polis olaya el koydu ve bir grup daha İtalyan Ultras tarihinin tozlu yaprakları arasındaki yerini aldı.
1990 sezonu ise UEFA Kupası’nda süper geçti. Fiorentina Avrupa arenasına öyle hızlı girdi ki, Atletico Madrid, Dinamo Kiev, Auxerre ve Werder Bremen’i sırasıyla eleyrek finale çıktılar. Rakipleri ise İtalya’da en nefret ettikleri takım Juventus idi. O sezon sonu oynanacak Dünya Kupasıiçin yapılan Delle Alpi öncesi son kez Communale’ye çıkan Juve ilk maçta 3-1 ile rahat kazandı. 2.maç için Fiorentinalılar sabahlayarak hazırlandılar,ancak genç Baggi’nun omuzlarındaki yük çok ağır geldi ve 0-0 ile kupayı Juve’nin kendi stadlarında kaldırmalarını izlediler.
Bu hayal kırıklığını, sene sonu Baggio’nun Juventus’a gidişi ile artık 4-5 kat daha fazla hissediyorlardı. Oysa tüm Firenze halkı, o kıvırcık uzun saçlı çocuğu Fiorentina’nın son bayrak futbolcusu olarak kabullenmeye başlamıştı. Nefret edilen Juventus’tan kocaman bir tokat daha yediler böylece. Ama Fiorentina taraftarının, özellikle de Collettivo’nun bu durum karşısında sessiz kalmaları olanaksızdı. Tüm grup içi dinamikler harekete geçirilerek büyük bir protesto düzenlendi. Başkan Pontello görevi bırakmak zorunda kaldı. Yerine ise hepimizin malumu, megaloman ve ana kuzusu olan Mario Cecchi Gori geldi.
Tribünlerde ise bu yıllar ile birlikte, güzel koreografilere imza atmanın, bazı yollardan çok daha etkili olacağı fikrine yavaş yavaş varma yıllarıydı. 1990/91 sezonunda Juventus ile Firenze’ye gelen Baggio’ya bu yol dışında daha güzel bir mesaj verilemezdi. Collettivo, koreografi ve tribün içi görsel aktiviteleri adeta keşfetmişti. Zaman değişiyordu.
Tabi hala tribünler arası şiddet,eskisi kadar olmasa da yaşanmaktaydı. O yıllarda özellikle Roma,Juve ve Milan tribünleriyle ciddi yaralanma ve tutuklamalara yol açan kavgalara giriştiler ve 1-2 grup kafa üyesi hapsi boylayacaktı.
Ama ilk resmi tribün dostluğu da 92 senesinde Sampdoria ile olacaktı. İtalya’da “Gemellaggio” denen bir terim var. Bu sözcük esas tribünler arasındaki anlaşmayı ifade ediyor. Yani bu kelimeyi 2 tribün arasında görürseniz,biliniz ki çok sağlam bir birlikteliktir bu. Örnek olarak günümüzden Inter-Lazio dostluğu verilebilir.
Ancak sahada işler iyi gitmemektedir. Koca Fiorentina Serie B yolunu tutar. Bundan 10 yıl yaşanacak skandallar öncesi aslında bu hiçbir şey değildir. Serie B’deyken Ravenna, Andria, Acireale gibi yerlere deplasman yapmak zorunda kaldılar. Bu tabi ki hoş değildi, bir an önce ait oldukları yere dönmeye can atıyorlardı. Bu sırada Collettivo içinden bir grup “Marasma” adıyla yeni bir grup kurup pankart asmaya başladılar.
Sezon sonu gelen şampiyonluğa gerçekten sevinmediler bile. Serie B, onlar için pek de gerekli olmayan boşa geçen bir zaman olarak kalmıştı. Tribünlerinin şekillenmesi Serie A’dayken olduğu için eve dönmek güzeldi ve herkese tribün olarak da bitmediklerini göstermeleri gerekiyordu.Brescia deplasmanı örneğin onlar için çok güzeldi. İki takım ultraları da birbirlerine saygı çerçevesinde takılmışlardı. Ama aynı durum Torino’da geçerli olmayacaktı. Juventuslular 2 Fiorentinalı’yı bıçakladılar. Üstüne de bir kadın öldrülünce olaylar biraz çığrığından çıkar.
Güzellikler ise sahada yeniden gelmekteydi. Artık Baggio tamamen lanetlenerek unutulmuş, yerini Gabriel Omar Batistuta almıştı. Artık koreografilerde Arjantin bayrağının rengi kullanılıyordu. Batigol artık her şey idi. 1995-96 sezonunda Bergamo’da İtalya Kupası zaferi elde edildi.
Bu kupa 96-97 senesinde Kupa Galipleri Kupası’nda oynamak demekti. Fiorentina curvası Lizbon ve Prag’a güzel seyahatler yaparken, yarı finalde Katalonya’da 5000 kişi olmuşlardı ama rüya Ronaldo’lu Barcelona’ya bu turda
elenerek bitti. Ancak bu yıl kötü bir olay Collettivo çatısında gerçekleşecekti. Grup içinde çok yıllar geçirdiğini düşünen bir kitle vardı ve aralarından yetişmiş birini lider yapma çabaları başlamıştı. Collettivo buna engel olmak için bir maçta curvanın ortasını boş bırakarak tepkisini koydu. Transferlerde bazı eski üyeler trenlere alınmadı. Olaylar büyüyebilirdi. Derken Fiorentina-Juventus maçı öncesi bu gerginlikte Juventus taraftarını taşıyan trene saldırılması ve molotoflanması ile tansiyon çok yükseklerde dolaşmaya başlamıştı.
Maçtan 1 gün sonra polis Collettivo’ya ani bir baskın düzenledi ve grubun kafasının kesilmesi gerekliliği savunuldu. Derken eski liderlerden Passarella etrafında tekrar birleşme kararı alındı. Eski kin ve nefret bulutu yavaş yavaş dağılırken grup da jenerasyon değişikliği içinde idi. Yeni tribüne gelmeye başlayanlar da uyum içinde bir başlangıç yaptılar. Artık eski tayfadan çok az adam kalmıştı.
Bu durumu takip eden 1-2 yıl yeni tribün oluşumunun büyüme ve emekleme safhası olarak geçerken, Trapattoni önderliğinde CL biletinin kapılması, Londra ve Manchester gibi güzel deplasman organizasyonlarına imza atılmasıyla, Collettivo eski hevesli ve neşeli günlerine döner olmuştu.
Fiorentina bu dönemde Fatih Terim’i takımın başına getirerek sıcak ve istekli Akdeniz insanının nimetlerinden faydalanmak istiyordu. Aşı tutmuştu. Terimli Fiorentina çok iyi performans sergiliyor; Milan,Inter ve Juveyi gibi devlerle resmen Scudetto için yarışmaya başlıyordu. Böylece Fatih Terim’in halk içinde efsaneye dönüşmesi uzun zaman almadı. Hem sahadaki başarı,hem de Terim'in tribünlere oynayan bir TD profili çizmesi ile Cecchi Gori’nin pabucu dama atılmıştı. Gori ise maalesef 2.adam olmayı kabullenecek yapıda biri değildi. Kıskanç ve megaloman kişiliği yüzünden Terim ile anlaşmadı. Terim’i Milan’a kaptırmak yetmiyormuş gibi Toldo ve Rui Costa gibi simge isimler de Milano’nun dev klüplerinin yolunu tuttular.
Daha sonra ise bilindiği üzere iflas eden Fiorentina Serie C’ye kadar düşürüldü ama kısa sürede ait olduğu yere dönerek Serie A’nın her zamanki tehlikeli ekiplerinden biri olarak devam ediyorlar. 7 kız kardeşlerin değişmez Fiorentina’nın en eski ve en büyük grubu Collettivo Autonomo da 2003 yılında 25.yılını kutladı. Umarım CAV her zaman bayrağını göklerde dalgalandırır.
ALINTIDIR...