Çevik Kuvvet Yeşil Desene ... (bendeniz; meth 'in kaleminden)

Senelerdir tribünü kovalayan, tribüncü diye anılan bizlerin, tribünleri kovaladığımız bu süre içerisinde polisle ilgili pek iç açıcı anılarımızın olduğu söylenemez açıkçası.. Mutlaka hepimiz haklı veya haksız yere, tribün içi ya da dışında polisle burun buruna gelmişizdir. Ya bir cop yemişizdir baldırımıza, ya da o biber gazı denilen illete maruz kalmışızdır... Hiç olmadı  saçma sapan şeylerden dolayı polisle tartışmışızdır mutlaka...

Bir futbol maçı sonrası Alsancak’da 3-4 arkadaş arabamızın durduğu otoparka giderken polisin kapattığı yoldan geçmeye çalıştığımız için polisin bizimle tartışması (e be kardeşim sen yolu kapatmışın iyi de arabaya giden başka yol yok.. sen hala geçemezsin diyorsun) ..  yine bir futbol maçı sonrası yoldan yürüyoruz diye yediğimiz küfür.. bir basketbol maçı sonrası “efendice”  neden diğer çıkışın kapalı olduğunu sorduğumuzda polisin “s... gidin hadi” diye çıkışması.. geçen seneki olaylı Beşiktaş basketbol maçında yediğim biber gazı.. yine onlarca maçta onlarca arkadaşımın yediği coplar..

Bu onların bizlere “genelde” gösterdikleri kötü yüzleri.. Oysaki 2002 yılında Denizli’de Adana Demir Spor’a altın golle kaybettiğimiz Play Off finalinde Denizli’nin o şeker gibi polisi yok muydu.. “Ah be abicim, sizinkiler de amma gol kaçırdı yahu”  diyerekten lafa girerek  uzatmaları oynayan, heyecandan ağzını açamayan bendenizi dumurlara uğratan polis görünümlü melek adamlar..

Bir de polisle yaşanan komik diyaloglar vardır ki hangi maçtı hatırlayamıyorum; İzmirliye özel midir bilmem, İzmirliler genelde her yere geç kalırlar... Her ne kadar İzmir’in Karşı Yaka’sından bilinsek de bizim tribünün de böyle bir huyu vardır.. Maç düdüğüyle maçın 10.dakikası arasında geçen sürede tribüne 1-2 bin adam giriyordur rahat.. İşte yine bir önceki akşamdan kalmanın verdiği yorgunluktan olsa gerek, bir öğlen maçına daha maç başladıktan sonra yetişebilmiştim. Biletimi verdim, turnikelerden geçtim, üst baş aramasına maruz kalmak üzere polislerden birine yaklaştım.. Aldığım cevap ilginç, bir o kadar da komikti.. Görevli polis gülen bir yüz ifadesiyle ; “OOO abicim nerde kaldın ya, geç kaldın bugün..” ... Bendeniz yine dumurlar içinde “Abi ne yapalım yahu anca kalktık işte”  diyerekten olayı kavramaya çalışıyordum ki, polis amca bırakın üstümü başımı aramayı neredeyse sırtıma vurarak “geç geç” diyerekten beni azad etti. Dumur ki ne dumur...

Tribüncüler tarafından hep kötü anılsa da aslında bazen eğlenceli yanları da vardır onların. Deplasman tribünündesin.. Maç bitmiş, rakip takımın taraftarları stadı terketmiş.. Sen ise en azından bir yarım saat o stadda bekletilmeye/beklemeye mahkumsundur. İşte böyle anlarda hani bir eğlence aranır vakit geçsin, keyifler bozulmasın diyerek ya; o eğlencenin adresi bellidir.. iki üç fısfıstan sonra grup yarı güler vaziyette tezahürata başlar; “çevik kuvvet yeşil deseneeee deseneeeeeee deseneeeeeeeeeeee...” ve hemen ardından “kırmızı” diye inler stad, cevap gelmeyince ise bir ıslık kopar..  bunun her tribünde çeşitli versiyonları vardır.. bir çok tezahürat uyarlanır.. yeri gelir çevik kuvvetle “sırayla kafkaf” çekilir (ya da çekilmek istenir.. çünkü ben henüz başarılı olunduğunu göremedim), yeri gelir kamil diye takılırsın ki anlayan çıkmaz... Öyle böyle vakit geçer eve yolculuk başlar.

Ne desek de onlar bizim güvenliğimizi sağlamak için oradalar (her ne kadar tribün içinde onların yanındayken kendimizi daha güvensiz hissetsek de).. Allah tüm tribünlere Denizli polisi gibi melek amcalar nasip etsin...