89-90 sezonu... " Eskişehir - Fenerbahçe " maçı... Bir deplasman hikayesi...

Group İzmir 'den Tolga abinin kaleminden...

89 yada 90 senesiydi sanırım. O sene Eskişehirspor tekrar 1. lige çıkmıştı. Daha önceki (4-5 sene evvel 1. ligdelerken) karşılaşmada Eskişehir'de büyük olaylar çıkmıştı. Abilerimizden hep dinlerdik, gazetelerde de manşetten vermişlerdi olayları. Tüm halk ayaklanmiş, sokak çatışmaları olmuş, silahlar kullanılmış falan, bayağı meşhur bir maçmış o maç. Eskişehir seyircisi bize ondan beri düşmanmış.

İşte biz öyle bir maçın ertesindeki maça gittik. Pendikli 2 arkadaşımla İstanbul-Ankara Anadolu ekspresine bindik. 5-6 saatlik bir yolculuktan sonra gece yarısı 02.30'da Eskişehir garına indik. İlk gelen taraftarlar bizdik. Polisler bizi garda bekliyordu. Trenden toplam 15-20 kişi indi ve bizi gar içindeki kahveye aldılar. Kimliklerimizi de aldılar pencereden kaçmayalım diye. Kapıya bir masa çektiler, polisler orada oturuyor, WC ya da gar içindeki bakkala gitmek için yanına polis eskortu veriyorlar. Derken sabaha doğru 05.00-06.00'da artık kahveye sığmaz olmuştuk. Hem diger trenlerle gelenler, hem de şehir karayolu girişinden otobüs ve arabalardan toplayıp getirdikleriyle kahve doldu. Ama size yemin ediyorum kahvenin dışında da Eskişehirliler tüm gece dolaşti. Dedik karnımız acıktı, garın karşısındaki çorbacıya götürdüler yemek yedirdiler falan derken saat 08.00 gibi emniyetten gelen talimatla bizi belediye otobüsleriyle stada taşıyıp içeri soktular. Tayfa tam kadro oradaydı; rahmetli Menderes, Pepe Metin, Cevat'lar, Dede'ler falan herkes orada. Kale arkasında, tribün dedikleri 29 ekimlerde kurulan portatif tribüne girdik. Üstü açık, WC diye bir baraka var ve kantinde yok. Simitçilere dışarı para atıyorsun, sana simiti atıyorlar. Maç saat 18.00'deydi sanırım. Bütün gün yağmur yagdı ve kaçacak hiçbir yer olmadığı için biz öylece bekledik. Bir kısmımız tribünün altına girdi falan. Çok iyi hatirlıyorum İstanbul'a döndüğümde evde soyunmuştum. Giysilerin boyaları akıp birbirine karışmıştı renkler. Böyle eşek gibi ıslanmıştık yani. Saat 17.00 gibi bunlarin bir Haydar mı (Aydar mı) tam hatırlamıyorum doğrusunu, o grubu bizim kale arkasından dolaşarak hepsi birlikte gelip karşı kale arkasına (onlarınmış) girdiler. O zamanlar İstanbul'da Fıstıkağacı diye bir semt var, orada "Şampiyon Şapka Bayrak" diye bir firma vardı. İşportada satılan tüm ürünleri bunlar yapardı. Bir de taklit yabanco takom atkı, bayrak ve şapkalarını da yaparlardı. O zamanlar yabancı takim atkısı takmak bizim aramızda modaydı. Oradan gider atkı alır hava atarak takardık. Neyse bu Haydar bir geldi, hepsinde orjinal kırmızı-siyah Milan kaşkol, bayrakları falan var, tabi bizim dibimiz düştü. Daha o zaman ama. Şimdi bol tabi. Abi ben hayatımda böyle tribün görmedim. Bakın bizim o zamanlar spor sergide bir basketbol maçları var. Dev bayraklar, pankartlar, konfetiler, tezahüratlar... Şov yapıyoruz ama bu adamlar başkaydı. Zaten yıllarca bu adamları araştırdım sonra. Mesela ayni tribün ikiye ayrılıp karşılıklı tezahürat yapar ya, bunlar abi sıra sıra ayrılıyorlar düzenli bir şekilde (mesela 1.3.5.7. sıra kırmızı, 2.4.6. sıra siyah diye bağırıyor.).

Neyse.. Maçta dolu yağmaya başladı. Hepsi üzerini çıkarttı, çıplak bir şekilde önce şimşek çakıyor, sonra onlar siyah kırmızı şimşekler ananızı ...cekler diye bağırıyorlar. Yani dehşet manzaralar vardı. Maçı 7 - 1 kazanmaya yakın, sonlara doğru bunlar ''Fener dikkat'' diye bağırdılar bize. Allah dedik tamam savaş başlıyor. Adamlar sarıııı diye bağırdılar ve biz onlarla sarı-lacivert ve kırmızı-siyah çektik. Ben hayatımda böyle bir taraftar görmedim. Takımlarına kızıp bize jest yapmışlar meğer. Maç dönüşü birkaç otobüs taşlanmış ama herkes sağ salim evine döndü. Bizde arkadaşlarla bir otobüse sıkışıp İstanbul'a dönmüştük. Eskişehir tribünü takdire şayandir. Şimdi birde bu grubun yanında Kızılcıklılar ve adını hatırlayamadığım bir grup daha çıkmış aralarından...