Best of Futbol Terimleri ... (siteye eklenme tarihi: 26.11.2007)

 

Futbolla yatıp futbolla kalkan kişiler için artık futbol terimleri tanıdık dostlar. Bazıları söyleniş bakımından, bazıları önemi bakımından ön sıralarda yer alsa da ben kendime göre bir sıralama yaptım. Söyleniş tarzları beni daha çok cezbetse de kimi zaman hatırladıklarımın da etkisiyle sıralamayı değiştirdim. İşte benim için en iyi futbol terimleri..


10) FAUL

Bir karşılaşmada ne kadar çok olursa oyunu o kadar sıkıcı kılan şey. Taktik fauller, acımasız fauller, kibar fauller. Kimi zaman yerinde yapılan masum bir faul büyük tehlikeleri önleyip takdir alsa da; gereksiz yere yapılan sert faullerde o denli tepki çeker. Formayı çekerek yapılan fauller ise bunlardan ayrıdır. Deniz Barış’ın Fenerbahçe-Milan maçında Rui Costa’nın formasını çekmesi ve formasının bir kısmının Deniz’in elinde kalması ile gerçekleşen sahne ise bu faullerin en uç noktalarındandır..

9) TAÇ

Genelde Ercan Taner’in sesinden bize baya önemli bir olay gibi sunulsa da, aslında futbol kuralları içinde sıradan bir eylemdir. Özellikle uzun taç atışlarında heyecan daha fazladır. Oyuncu ellerinin terini formasına siler, bir ok gibi gerilir, sonra topu hedefe doğru fırlatır. Ne zaman uzun taç atılırken içimden “uzun taçtan gol mü olur?” diye geçirsem o pozisyon gol olur. Taç iyidir hoştur ama diğer terimlere göre biraz boştur.

8 ) PENALTI

Derin bir sessizlik. Atacak olanda bol miktarda adrenalin artışı, baskı ve tedirginlik. Penaltının golle sonuçlanmasını istemeyen grupta ise genellikle korku filmlerini izler gibi beliren bakamama sendromu, korku ve endişe gibi unsurlar göze çarpar. İtalya-Brezilya Dünya kupası finalinde efsanevi oyuncu Roberto Baggio’nun dışarıya yolladığı penaltı, her futbolsever için unutulmazlar arasına girmiştir. Türk futbolseverlerin aklında kalan en önemli penaltı vuruşu ise herhalde Galatasaray’ın UEFA kupasını kazanırken, Popescu’nun attığı son penaltıdır..

7)PLASE

Tanju, Tanju, Tanju…

Aslında O’nu sadece plaseleriyle hatırlamak O’na haksızlık olacaktır ama plase dendiğinde onun vuruşlarını hatırlamamak da olmaz. Bir de Feyyaz Uçar’ın versiyonları vardır ki, anlatılmaz yaşanır. Özellikle penaltı vuruşlarında salına salına gelişi, beliyle kaleciyi şaşırtıp o ayak içi plaseleriyle kaleciyi ters köşeye yatırışları. Bu arada unutulmayan bir ayak içi plase vuruşu hatırlatmakta fayda var. Galatasaray-N.Xamax rövanşında Tanju’nun attığı, kalecinin ise bakakaldığı o muhteşem gol.

6) FRİKİK

Eğer ceza sahasına yakın, kaleyi yakından gören bir yerden kazanılmışsa penaltı kazanılmışcasına sevinilir. Genel olarak sırtında 1 ve 0 rakamlarının yan yana geldiği bir oyuncu topun başına geçer. Bu oyuncular topa dokunduğu anda top genelde süzüle süzüle kaleye doğru gider ve kaleciler çoğu zaman çaresizdir. Bazı frikikler ise kaleciyi “topu izleterek acı verme sendromu’ndan’’ kurtarırlar. O oyuncuların sadece topa vurdukları anla gol sevinçlerini anımsar kaleciler. Ronald Koeman bu işin üstatlarındandır. Küçük yaştaki futbolseverler genelde, O frikik atarken barajda durabilenleri cesur olarak tanımlarlar. Bu ekolü devam ettiren oyunculardan biri olan Roberto Carlos’un, Fransa’ya attığı akıl almaz gol hafızalardan kolay kolay silinmeyecektir. Türkiye’de ise Hami Mandıralı bize bu duyguları sık sık yaşatmıştır.

Hagi, Revivo, Okocha, Sergen, Pierre Van Hooijdonk, Türkiye’de ki efsanelerden bazılarıdır. Sergen’in Fenerbahçe’ye 90. dakikada ve Denizlispor’a attığı muhteşem frikikler artık kült olmuştur. Bir Fenerbahçe-Gaziantep maçı öncesi Nurullah Sağlam’ın “Hooijdonk’dan frikik yemeyeceğiz” demesinin ardından Hooijdonk’un attığı frikik de unutulmayanlardandır..

5) OFSAYT

Ah o bayrak yok mu? Genelde bayanlara anlatılmakta zorlanılan ofsaytın ne anlatması zevklidir ne de takımınız gole giderken bir bayrakla atağınızın kesilmesi.

Aslında burada ofsaytı uzun uzun anlatmayacağım ve hazır anlatılmşından yararlanacağım..

Bu konuda en enteresan örnek ise Sergen Yalçın’la ilgili. Galatasaray forması giyerken bir Denizlispor maçında kendi sahasının 3-4 metre gerisinden çıkan Sergen’e bayrak kaldırma gafletinde bulunan yardımcı hakem bu konuda bir çığır açmıştır. Sorun daha sonraki aşamada daha da artmıştır. Atışı rakip sahadan kullanmaya çalışan oyuncuları hakem müdahale ederek kurtarmış ve komedi son bulmuştur.

4) RÖVAŞATA

Eskiden her kanalda olduğu gibi Avrupa’dan maçlar yayınlanmadığı için birçok futbolseverin tutkusu TRT’de yayınlanan “Avrupa’dan Futbol”du. Jenerikte muhteşem bir gol vardı. Atılan bir rövaşata direkten döner ve başka bir oyuncu yine rövaşatayla tamamlayıp gol yapar. O zamandan sonra hiçbir rövaşata bana o zevki vermedi. Bu arada kimsenin hakkını yemeyi sevmem. Recep’in o muhteşem rövaşatası da unutulmazlar arasındadır.. Alex’in geçen yıl Samsunspor’a attığı rövaşata-vole karışımı golü de bu kategoride unutulmayanlar arasına sokabiliriz..

3) VERKAÇ
Play Station 1 oynayanlar iyi bilir. 2 tuşa aynı anda bastığınızda şık bir verkaç yapar ve gol pozisyonuna girersiniz. Tabi bu gerçekte bu kadar basit olmasa da kapalı takımları açmak için çok etkili bir yöntemdir. Hızlı oyuncuların ceza sahasına yakın yerlerde pası atacak olan oyuncuyla yaptığı alışveriş, rakipler için tehlike arzeder. Gökdeniz bu işi ligimizde sıklıkla yapmaktadır..

2-ARAPASI

“Bir oyuncu herkesin görebildiği bir oyuncuya pas atabiliyorsa normal bir oyuncudur.

Sadece tribündeki bazı kişilerin gördüğü bir oyuncuya pas atabiliyorsa farklı bir oyuncudur.

Ama saha içinde dahi, kimsenin farkına varamadığı bir oyuncuyu topla buluşturabiliyorsa işte o oyuncu yıldız oyuncudur..”

Bu sözü kimin söylediğini hatırlamasam da akıl almaz bir arapası gördüğümde aklıma hemen son cümle gelir. Zidane’nın, Ronaldinho’nun Beckham’ın muhteşem paslarıyla futbol, bir ziyafete dönüşür. Türkiye’de ise akla gelen ilk isimler yine tanıdık isimlerdir. Hagi, Sergen, Alex ve türevleri..

1) DEMARKE

Bu terimin ilk sırada ne işi var diye sorabilirsiniz. Ama söyleniş olarak en güzel terimlerden biridir “demarke.” Savunma oyuncuları sürekli demarke durumuna geçmeye çalışan santraforları pek sevmez. Nobre Türkiye liginde bu tip oyunculara verilecek en önemli örnektir. Yerinde hiç durmaz, sürekli alan değiştirir. Tolga Seyhan’a ‘’Türkiye’de en çok çekindiğiniz santrafor kim?’’ diye sorulduğunda hiç düşünmeden Nobre cevabını vermiştir. “Hızlı
oyuncuların ne yapacağını bilirsiniz, topu atarlar ve geçerler. Ama Nobre tarzı oyuncuların ne zaman ortayaçıkacağı belli değildir. Kaleciye rahatça pas verdiğinizi düşünürsünüz ama o araya girip golü atmıştır bile.’’

Bu modellerden rakipler çok korkar, takımında bulunduran teknik adamlar ise mutluluk duyarlar. Savuma oyuncularının da genelde hücuma çıktıklarındademarke durumunda kaldıkları görülebilir. Bu konuda Luciano ise yakından tanıdığımız en önemli örneklerden biridir.


ALINTIDIR...